Yazar :
Murat Donuk Şentürk, Bahadır Aktuğ
Özet :
Yerdeğiştirme tabanlı deprem gözemleri giderek yaygınlaşmakta ve buna bağlı olarak kullanım alanları genişlemektedir. Deprem
başladıktan kısa süre içerisinde meydana gelecek depremin nihai büyüklüğünün belirlenmesi, hem Deprem Erken İkaz Sistemleri (DEİ)
hem de depremden bittikten sonraki dönemde kayıpları kestirilmesi ve yardım faaliyetlerinin koordinasyonu için büyük önem
taşımaktadır. Nihai deprem büyüklüğünün, deprem dalgalarının ilk safhalarındaki veriler yardımıyla belirlenebileceği bir model
“deterministik” (Olson and Allen, 2005) olarak tanımlanmakta ve bu modelde P-dalgasının farklı özelliklerinden yararlanılmaktadır:
maksimum baskın periyot (Nakamura, 1988), baskın periyot (Wu ve Kanamori, 2005), yerdeğiştirme büyüklüğü (Wu ve Zhao, 2006),
maksimum yerdeğiştirme büyüklüğü (Crowell ve diğ., 2013). Bununla birlikte, son dönemdeki 1999 Chi-Chi (Mw7.6), 1999 Hector
Mine (Mw7.1) ve 2003 Tokachi-Oki (Mw8.3) gibi büyük depremler için yapılan testlerde kuvvetli yer hareketi ölçerlerden elde edilen
yerdeğiştirmeye dayalı kestirimlerin daha duyarlı olmakla birlikte özellikle büyük depremleri olması gerekenden daha küçük olarak
kestirdiği gözlenmektedir (Brown ve diğ., 2011; Crowell ve diğ., 2013). Bunun bir nedeni, kuvvetli yer hareketi verilerindeki rotasyon
ve tiltlerine bağlı olarak meydana gelen düşük frekanslı hataların giderilmesi için yüksek geçirimli (0.075 Hz) (Wu ve Zhao, 2006)
veya band (0.075 Hz- 3 Hz) (Hoshiba ve Iwakiri, 2014) geçirimli filtrelerin kullanılmasıdır. Yüksek geçirimli filtreleme, düşük frekanslı
uzun periyotlu sürüklenme (drift) hataları yanında yerdeğiştirme büyüklüğünün belirlenmesinde etkili olabilecek düşük frekanslı
sinyalleri de filtrelemektedir.Etkin bir Deprem Erken Uyarı (DEU) sisteminin kuşkusuz en önemli özelliği, kaynağa mümkün olduğunca
yakın ama uyarı verilecek noktaya mümkün olduğunca uzak bir noktada büyük depremleri tespit edebilmesidir. Diğer önemli bir
özelliği ise, tespit edilen depremin uyarı vermeyi gerektirecek büyüklükte olduğundan emin olunmasıdır.
Büyük depremler sırasında kaynağa yakın hızölçerlerin satüre olması, kaynağa uzak olmaları durumunda ise erken uyarı için yeterli
zaman kalmaması nedeniyle hızölçerlerin erken uyarı amaçlı kullanımında sorunlar bulunmaktadır. Diğer yandan, hızölçerler ile erken
uyarı sisteminin önemli bileşenlerinden olan deprem büyüklüğünün çok hızlı ve yüksek hassasiyetle hesaplanması da oldukça güçtür.
Satürasyon problemi bulunmayan ivmeölçerlerde ise zamana bağlı hatalarının giderilmesi önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu
amaçla kullanılan düzeltme teknikleri (baz düzeltmesi, yüksek geçirgenli filtreler vs.) her kaynak-hedef ilişkisi hatta her kanal için ayrı
ayrı yapılmak durumundadır ve kullanılan düzeltme teknikleri kullanıcı seçimine bağlı olduğundan objektif olmamaktadır. Jeodezik
ölçüler ve ivme kayıtlarının birlikte kullanımı ile elde edilen sismojeodezik dalga formları ise satürasyon sorunu içermemeleri
nedeniyle kaynağa çok yakın mesafeden veri sağlamakta, GNSS alıcılarının inersiyal olmayan bir sistemde ölçüm yapmaları sayesinde
doğrudan kalıcı yerdeğiştirmeler ve buna bağlı deprem büyüklüğü hesaplanabilmesine olanak sağlamaktadırlar. Günümüzde A.B.D.
ve Japonya gibi depreme maruz gelişmiş ülkelerde sismojeodezik verilere dayalı erken uyarı sistemleri kurulmuş ve yaygınlaşmaya
başlamıştır.
Bu çalışmada, sismojeodezik dalga formalarına dayalı deprem erken uyarı sistemleri tanıtılmakta ve 116Y199 no’lu “Jeodezik Ölçüler
ile Yüksek Duyarlıklı Genişbant Sismik Yerdeğiştirmelerin Elde Edilmesi” başlıklı TÜBİTAK projesi kapsamında gerçekleştirilen
çalışmaların sonuçları paylaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler :
Deprem Büyüklüğü, GNSS, İvmeölçer, Sismojeodezi
Kaynak :