Sitede Ara

Yazar :
E. Köktürk , E. Köktürk

Özet :
Ülkemizde kadastronun ne olduğunun, ne olması gerektiğinin gereği gibi anlaşıldığından söz etmek zordur. “Kadastro” ile  “tapu “ sözcükleri, özdeş sözcükler gibi kullanılmaktadırlar. Neredeyse “kadastro, tapu vermektir” biçiminde bir algılayış  egemendir. Bu algılama ise yanlıştır. Kuşkusuz tapu ile kadastro çok yakın, akraba kavramlardır. Ancak kadastronun tapuya yönelik işlevlerinin dışında da işlevleri vardır. Bu işlevler ise, uygarlık tarihi içinde ortaya çıkmışlardır. İnsanların toprakla olan ilişkilerindeki değişmeler, kadastronun içeriğini de zenginleştirmiştir. İnsanoğlunun uygarlık yürüyüşünde kadastronun  kazandığı en  önemli boyutlar, “vergileme”, “mülkiyet”, “ekonomi” boyutlarıdır. Bu  boyutlara zaman  içinde, savunma, yargı, kentleşme, mekan planlama, arsa ve arazi düzenlenmeleri, mühendislik projelerinin hazırlanması, toprakla ilgili her türlü tasarım ve uygulama ile çevre ve doğa koruma önlemlerinin sağlıklı biçimde alınması da eklenmiştir. Çünkü kadastro, toplumsal bir olgudur. Toplumun  gereksinmelerinin  karşılanmasında işlevler üstlenmektedir. Toplumun  yapısının  ve  gereksinmelerinin değişmesiyle kadastronun  kapsamının  ve özelliklerinin  de değişmesi, bu  özelliklere bağlı olarak da kadastronun  hedeflerinde ve temel ilkelerinde değişmelerin  olması doğal bir ilişkidir. Bu kapsam “çok amaçlı kadastro” olarak nitelenmektedir. Bugün  kadastro  konusunda bürokrasi ve parlamento  düzlemindeki tartışmalarda, sınırlı sayıdaki milletvekili dışında, kadastroyu  yeniden  tanımlama çabası göze çarpmamaktadır. Dahası buna dönük çabaların  etkili olmasına karşı direnilmektedir. Kadastronun  sözü  edilen  kapsamda algılanışından  uzak bir yaklaşımda ısrar edilmektedir. Kadastro, Cumhuriyeti kuranlarca, 1925  yılında çıkarılan  658  sayılı Kadastro  Yasası’nda bugün  bile özlenen  bir yaklaşımla ve  kapsamda ele alınmıştı. 1926 tarihinde, uygarlaşma sürecimizin en  önemli adımlarından olan Medeni Kanunda taşınmaz mülkiyeti konusunda getirilen düzenlemeler, kadastro yasasına tek boyutlu olarak yansıtılmıştı. Ülkemizde 1934 yılından bu  yana kadastro yasaları kadastroyu, “Taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını” belirlemek olarak tanımlamakta ve  amacını da, “Medeni Kanunun öngördüğü tapu sicillerini kurmak” olarak belirlemektedir. 21. yüzyılın ilk onlu bölümünde  Türkiye’de kadastroyu bu tek boyutlu, tek öğeli kapsamda tutma tutuculuğu, ülkemize çok şey yitirtmektedir. 80  yıllık deneyim, kadastronun  tepeden  tırnağa yeni bir yaklaşımla ele alınmasını, faaliyetlerinin, görevlerinin, standartlarının, iş süreçlerinin günün gereklerine uyarlanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. 

Anahtar Kelimeler :
Değişim, Türkiye Kadastrosu, Strateji ya da Yol Haritası, Değişimin Öğeleri

Kaynak :

Dosyayı İndir