Yazar :
Hüseyin ÜLKÜ
Özet :
Kentler hep özgürlüklerin yerleşik alanı olarak tanımlanır. Bu nedenle günümüz Türkiye'sinde sorulması gereken ilk soru, "kentlerimiz hangi özgürlüklerin ve kim-lerin özgürlüklerinin yerleşik alanlarıdır?" Toplumu mutlu kılan, insani değerleri yücelten özgürlüklerin mi? Yoksa toplumu bunalımlara iten, insani değerleri hergün biraz daha çürütüp yok eden; insanı işsiz, evsiz-barksız bırakan, vurgunu, soygunu egemen kılan özgürlüklerin mi?
Kentlerin gerçekten demokrasinin beşiği, özgürlüklerin ve insani değerlerin yerleşik alanları olmasını istiyorsak; Türkiye'de insanca yaşanılır çevre üretiminin ve ayrıca kişinin başını sokacak bir ev ve işyeri sahibi olabilmesinin önünde en büyük engel olarak duran ve imar kararlarıyla oluşturulan, üretim dışı rantların (haksız ka-zançların) kente ve kamuya kazandırılması zorunludur.
Oysa toprak rantlarının kente ve kamuya kazandırılmasını mevcut anayasamız ve yasalarımız kısıtlamaktadır. Bu kısıtlamalar hem özel mülkiyetteki toprak sahipleri arasında anayasanın eşitlik ilkesine aykırı imar haklarının doğmasına, hem de imar planlarının uygulama sürecinde (kamulaştırmaya yol açtığından) kamunun zarara uğramasına neden olmaktadır.
Yasalar kısıtlasa da bazı belediyeler anayasanın eşitlik ilkesinden hareketle ve özel mülkiyet sahiplerinin olurlarını alarak veya onları belediye ile uzlaşmaya zor-layarak kent rantlarına kente ve kamuya kazandırmaktadır.
Bu tür uygulamaları yapan belediyeler imar planlarının uygulanmasında ve kent rantlarının bir bölümünü kamuya kazandırmada imar planı yapma ve uygulama yet-kilerini bir araç olarak kullanmaktadırlar.
Anahtar Kelimeler :
Kaynak :