Yazar :
Cem Özen
Özet :
Hukuk düzenimiz, ülke toprakları üzerindeki çeşitli şekil ve yüzölçümündeki taşınmazların hak sahiplerinin kimler olduğunun, bu
taşınmazlar üzerindeki hak ve yükümlülüklerin neler olduğunun herkes tarafından bilinmesini zorunlu kılar. Taşınırlarda zilyetlik
kurumunun sağladığı aleniyet fonksiyonu taşınmazlarda tapu siciline tescil ile gerçekleşmektedir. Ülke topraklarının kadastrosunun
yapılmasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile birlikte dolu pafta sistemi esas alınmış, böylelikle (3402 sayılı Kanunun 16/C
maddesinde sayılan alanlar haricinde), sınırlandırma, tespite ve tescile tabi taşınmazların tespitlerinin ve tescillerinin yapılması,
sınırlandırmaya ve tespite tabi olmayan yerlerin ise paftasında gösterilmesi öngörülmüştür.
Ancak, 3402 sayılı Kanundan önceki tapulama/kadastro kanunları uyarınca yapılan tapulama/kadastro çalışmalarında tüm
taşınmazlar, sınırlandırmaya, tespite ve/veya tescile tabi tutulmamaktaydı. Tespit ve tescili yapılan taşınmazların yanı sıra hiçbir
şekilde sınırlandırmaya, tespite ve tescile konu olmayan taşınmazlar olduğu gibi tespiti yapılan yani hakkında tapulama/kadastro
tutanağı düzenlenen ancak tapu kütüğüne tescili yapılmayan taşınmazlar da bulunmaktaydı.
Örneğin; mülga 766 sayılı Tapulama Kanununun 2’nci maddesinde, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile aynı nitelikte olan
sahipsiz kayaların, tepelerin, dağların ve Orman Kanunu uyarınca orman sayılan yerlerin tapulamaya tabi tutulmayacağı (tespit ve
tescil harici bırakılacağı), mülga 5602 sayılı Tapulama Kanununun 14’üncü maddesinde ise, belediye, özel idare ve köylerde kamu
hizmetinde kullanılan taşınmazlarla, kamunun yararlanmasına terk ve tahsis edilmiş orta mallarının bu tüzel kişilikler adına tespit
edilmekle birlikte bu gibi yerler özel mülkiyete konu olamayacağından tapu kütüğüne tescillerinin yapılmayacağı düzenlemeleri
bulunmakta ve bu kanunlar uyarınca yapılan çalışmalarda bazı taşınmazların tespiti yapılarak tapulama tutanağı düzenlenmekte ancak
tapu kütüğüne tescil edilmemekte, bazı taşınmazlar ise hiçbir şekilde sınırlandırma ve tespite, dolayısıyla tescile tabi tutulmamaktaydı.
Tapulama/kadastro çalışmalarında tespit ve tescil harici bırakılmış alanların tapuya tescil edilebilmesiyle ilgili olarak günümüzde,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerin idari yoldan tesciline imkân veren 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 22’nci
maddesi ve tapuda kayıtlı taşınmazlar, kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerler ile çalışma alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle
tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleşen orman kadastrosu sonucunda orman sınırı dışında kalan tapulu ve tapusuz
taşınmazların kadastrosunun yapılabilmesi imkânı veren 3402 sayılı Kanunun Geçici 8’inci maddesi ile uygulamalara yön verilmekte
ve geçmişte yapılan tapulama/kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılmış alanlar tapu kütüğüne taşınmaz olarak
kaydedilmektedir. Diğer taraftan tespiti yapıldığı halde tapu kütüğüne tescili yapılmamış taşınmazların tescilleri de Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü (TKGM)’nün 1496 sayılı genelgesi doğrultusunda gerçekleştirilmektedir.
Bu çalışma ile, mülkiyet hukukunun önemli bir kesiti olan tapulama/kadastro çalışmalarında tescili yapılmamış alanların tescili
işlemlerine ilişkin uygulama şartları ve önemli detayları ile uygulamada karşılaşılan sorunların, TKGM tarafından uygulamaya yön
veren düzenleyici idari işlemler bağlamında ele alınması ve tapulama/kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan alanların tapuya
tesciline yönelik TKGM’nin proje ve hedefleri hakkında bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.
Anahtar Kelimeler :
Sınırlandırma, Tespit, Tescil, Tespit Harici Alanlar, Tescil Harici Alanlar, Kadastro, İdari Yoldan Tescil
Kaynak :